fbpx

UHUD DAĞI

Uhud Dağı Medine-i Münevvere’nin kurulduğu düzlüğü kuzeyden kuşatır. 8 km. uzunluğunda ve 110 m. yüksekliğindedir. Mescid-i Nebevi’ye uzaklığı 5 km.dir.
Tek başına bulunduğu, bölgedeki herhangi bir dağ silsilesine bağlı olmadığı için bu adı almıştır. Uhud Dağı, bugün doğuda Medine Havaalanı yoluyla, batıda Tarîkuluyûn ile kuşatılmış ve gelişen şehre dâhil olmuştur.
Mekke müşrikleriyle yapılan mücadelenin önemli safhalarından olan Uhud Savaşı burada gerçekleşmiş ve adını buradan almıştır.
Hz. Enes (r.a.) buyurdu ki:
“Rasülüllah (s.a.v.) yanında Ebu Bekir, Ömer ve Osman Radıyallahü anhüm ecmain oldukları halde Uhud’a çıktılar. Uhud Dağı sevincinden sallandı. Rasülüllah ayağı ile Uhud’a vurarak şöyle seslendi:
“Sabit ol ey Uhud! Çünkü senin üzerinde bir nebi, bir sıddık, iki de şehit var.”
Diğer hadis-i şeriflerinde buyurdular ki:
إن احدا جبل يحبنا ونحبه
“Uhud bir dağdır. O bizi sever, biz de onu severiz.
أحد ركن من أركان الجنة
“Uhud cennet köşelerinden bir köşedir.” (Etterğîb ve’t terhib c.2, s.223)

 

UHUD SAVAŞI
 

Bedir Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğrayan Kureyşliler intikam hisleri ile topladıklar 3000 kişilik bir ordu ile Bedir’den bir yıl sonra Medine’ye yürüdüler. Peygamberimiz Medine-i Münevvere’de kalıp müdafaa harbi yapmak istiuordu. Fakat Bedir Harbi’ne katılmamış bazı gençler ile ashabdan bazılarının ısrarı üzerine Uhud’a gitmeye karar verdi.
700 sahabi ile Uhud Dağı’nın eteklerine gelen Rasülü Ekrem, stratejik önem taşıyan Ayneyn (Okçular) tepesine 50 okçu yerleştirdi ve onlara savaşın seyri ne olursa olsun kendisinden talimat gelmedikçe yerlerinden ayrılmamalarını emretti.
Müslümanlar başlangıçta galip görünse de Ayneyn tepesindeki okçuların burayı terk etmeleri üzerine müşrikler arkadan saldırıp savaşın seyrini değiştirdiler.
Rasül-ü Ekrem’in öldürüldüğüne dair bir haberin yayılması üzerine harb yavaşladı.
Müslümanlar Uhud Dağı’nın eteklerine çekilirken müşrikler Ebu Süfyan’ın etrafında toplandılar. Böylece iki ordu birbirinden ayrıldı ve savaş sona erdi. (3/625)
Çok çetin geçen bu harpte Allah’ın Rasülü’nün dişi kırıldı, dudağı ve yanağı yaralandı.
Ayrıca aralarında Hz. Hamza’nın da bulunduğu 70 sahabi şehid oldu.
Peygamber Efendimiz şehidlerin hepsini Uhud’da toprağa verdirip namazlarını kıldı.

 

UHUD ŞEHİTLERİNİ ZİYARET
 

Uhud şehidleri anıldığı zaman “Allah’a yemin ederim ki, ashabımla birlikte şehid olup Uhud Dağı’nın eteğinde gecelemeyi ne kadar isterdim” (Beyhaki, Delâil-i Nübüvve 3,304) buyurmuşlardır.
Efendimiz (a.s.) zaman zaman Uhud Şehidliği’ni ziyaret eder ve yüksek sesle şu ayeti kerimeyi okurdu:
سلام عليكم بما صبرتم فنعم عقبى الدار
“Sabrettiğiniz için size selam olsun, ahiret saadeti ne güzeldir.” (Ra’d, 24)
Peygamber Efendimiz Uhud şehidlerini bizzat ziyaret ettiği, ashabına da ziyaret etmeyi teşvik etmiştir.
Peygamber Efendimiz Uhud şehidlerinin başı ucunda: “Ben sizin Allah katında diriler olduğunuza şahidim.” Eshâb-ı Kirama dönerek; “Bunları ziyaret edin ve selamlayın, Allah’a yemin ederim ki, bunlar kıyamete kadar selamlayana karşılık verir” buyurdular.
(Mirâtü-l Haremeyn, c.2, s.1026)
Rasülüllah Efendimiz bir defasında şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Kulun ve Rasülün onların şehid olduklarına şahitlik eder; onlar da kıyamet gününe kadar kim kendilerini ziyaret eder ve selam verirse kendisine mukabelede bulunurlar.” (Beyhaki, 3,307)
Peygamber Efendimiz’den sonra halifeleri de burayı ziyaret etmeyi adet edinmişlerdir.
Hz. Fatıma validemiz de fırsat buldukça, bazen iki üç günde bir Uhud’a gider, amcası Hz. Hamza’nın kabrini ziyaret eder, ağlar, dua eder ve kabrini düzeltirdi.
Rasülüllah’ın hanımı Ümmü Seleme (r. Anhâ) buraya giderek şehidleri selamlardı.
Sa’d b. Ebû Vakkas (r.a.) Medine-i Münevvere’den ayrılırken mutlaka Uhud
Şehidliği’ni ziyaret eder, kendilerine üç defa selam verir ve daha sonra yanındakilere dönerek; “siz, selamınıza karşılık verecek bir topluluğa selam vermez misiniz ki, onlar kıyamete kadar selam verene mukabele edecekler” derdi

UHUD ŞEHİTLERİ
 

Uhud Şehidliği’nin bulunduğu yerin bir kısmının sel yatağına yakın olması ve Medine-i Münevvere’nin su ihtiyacını karşılayan kanalın geçmesi sebebiyle bazı kabirler 46 yıl sonra Cennet’ül Bakî’ye nakledilmiş, Hz. Hamza (r.a.) başta olmak üzere bazıları burada kalmıştır.
Emeviler döneminde Ömer b. Abdülaziz’in Medine Valiliği sırasında başlattığı Peygamberimiz’in hatıralarının korunmasına yönelik faaliyetler Abbasiler devrinde de sürdü. Rasülüllah Efendimiz’in yaralandığı alan ile Uhud’da şehid olanların kabirlerinin bulunduğu yerlere açıklayıcı işaretler konuldu. Bazı kabirlerin üzerine kubbeli mezarlar yapıldı.
Abbasi Halifesi Nasır Lidinillah’ın annesi Hz. Hamza’nın mezarını türbe haline getirdi. Bu türbede Hz. Hamza’nın yanı sıra Mus’ab b. Umeyr ve Abdullah b. Cahş (r.a.)’ın kabirleri vardır. Türbenin yanında bugün “Mescid-i Hamza” adıyla mevcut olan mescid yapıldı.
Kanuni Sultan Süleyman çeşitli dönemlerde tamirat geçiren Meşhed-i Hamza’yı 1543’de yeniden yaptırdı. Şehidliğin kuzey tarafında Rasül-ü Ekrem’in yaralandığı alana 1849 yılında Sultan 1. Abdülmecid tarafından “Kubbetü’senâyâ” adı verilen bir kubbe yaptırıldı. Mescid-i Hamza’nın doğusunda Hz. Hamza’nın şehid olduğu alanda yaptırılan kubbeye de “Kubbetülmesrâ” adı verilmiştir. Bugün hiçbir türbe ve mezar yapısının bulunmadığı Uhud Şehidliği, etrafı duvarla çevrili bir alan olarak ziyaret edilmektedir.

× Whatsapp